Kişilik Bozukluğu Tedavisi

Klinik pratiğimde, seans odasının kapısından giren danışanlarımdan en sık duyduğum, arkasında derin bir ruhsal yorgunluk barındıran o ortak soruyu sormak istiyorum size: “Hocam, ben kendimi bildim bileli böyleyim. Benim yapım, karakterim bu. İnsan bu yaştan sonra gerçekten değişebilir mi?”

Bu soru, sadece entelektüel bir merakın ürünü değildir. Genellikle tıkanmış ilişkilerin, iş hayatındaki kronikleşen başarısızlıkların, bir türlü dinmeyen o içsel huzursuzlukların ve dönüp dolaşıp aynı duvara çarpmanın yarattığı bir çaresizlik çığlığıdır. Kişi, hayatındaki kısırdöngüleri fark etmiştir ama suçlayacak başka bir şey bulamadığı için faturayı kendi “kişiliğine” kesmiştir. Peki, psikoloji literatürü ve seans odasının gerçekleri bu konuda bize ne söylüyor? Kişilik dediğimiz yapı, üzerine hiçbir şey yazamayacağımız katı bir beton kütlesi midir, yoksa esneyebilen canlı bir organizma mı? Gelin, bu sorunun yanıtını popüler kültürün sığlığından çıkarıp, Psikodinamik yaklaşımın o derinlikli ve köksel perspektifinden, insan insana bir yerden inceleyelim.

Kişilik Bozukluğu Tedavisi
Kişilik Bozukluğu Tedavisi

Kişilik Sandığımız Şey Aslında Bir “Hayatta Kalma Zırhı” Olabilir mi?

Psikodinamik ekolün bize kazandırdığı en kıymetli içgörülerden biri şudur: Bugün yetişkinlik hayatımızda “benim karakterim” diyerek kabullendiğimiz birçok baskın özelliğimiz, aslında çocukluk döneminde duygusal olarak hayatta kalabilmek, sevilmek ve kabul görmek için geliştirdiğimiz birer savunma mekanizmasıdır. Bunu bir “zırh” gibi düşünebilirsiniz. Erken çocukluk evresinde, ebeveynlerimizle kurduğumuz bağ hayati bir önem taşır. Eğer o dönemde gelişimsel süreçlerde ihmale, aşırı eleştiriye, duygusal manipülasyona veya güvensiz bir ortama maruz kaldıysak, ruhumuz kendini korumak ve o aile sisteminde var olabilmek için bazı otomatik tepkiler üretir.

  • Katı Mükemmeliyetçilik: Çocukken sadece kusursuz olduğunda, yüksek başarılar getirdiğinde veya hata yapmadığında onaylanmış, ancak o zaman sevilmiş bir bireyi düşünün. Bu çocuk büyüdüğünde, ilişkilerinde aşırı mükemmeliyetçi, hata kabul etmeyen, hem kendine hem çevresine karşı acımasız ve sürekli kaygılı bir yetişkine dönüşür. Sorsanız, “Benim karakterim böyle, çok disiplinliyim” der. Oysa klinik gözlekle baktığımızda gördüğümüz şey bir kişilik özelliği değil; sevgiyi ve kabulü kaybetmemek için çocukken giyilmiş bir mükemmeliyetçilik zırhıdır.
  • Aşırı Bağımsızlık ve Duvar Örme: Çocukluk yıllarında ihtiyaç duyduğunda duygusal olarak yalnız bırakılmış, “Bu hayatta kimseye güvenemezsin, sadece kendi ayakların üzerinde durmalısın” mesajını erken yaşta örtük olarak almış bireyler, yetişkinlikte kimseden destek isteyemeyen yapılara bürünürler. İlişkilerinde partnerlerine duvar örer, yakınlaşmaktan ve incinmekten korkarlar. Bu durum onların “özgür ruhlu veya mesafeli karakteri” değil, kırılmaktan koruyan güvensizlik zırhıdır.
  • Sürekli Alttan Alma ve Uyumluluk: Evde sürekli bir gerginliğin, kavganın olduğu bir ailede büyüyen ve sırf ortam sakinleşsin diye kendi isteklerinden ve öfkesinden vazgecip “uslu, sorunsuz çocuk” rolünü üstlenen bir birey ise yetişkinlikte hayır diyemeyen, sınır çizemeyen, herkesi memnun etmeye çalışan biri olur. Bu onun “iyiliksever yapısı” değil, terk edilme ve yalnız kalma korkusuna karşı geliştirdiği uyumluluk zırhıdır.

İşte seans odasında “Kişilik değişir mi?” sorusunun peşine düşerken ilk yaptığımız şey, karakter sandığımız bu bilinçdışı zırhları fark etmektir. Çünkü bu zırhlar çocukken bizi korumuş ve o sistemde hayatta kalmamızı sağlamış olabilir; fakat bugün yetişkin hayatımızda bizi korumak bir yana, ilişkilerimizi tıkayan, bizi sabote eden kronik kısırdöngülere dönüşmüştür.

Seans Odasındaki Dönüşüm: Psikodinamik Terapinin Derinliği

Peki, bu zırhların farkına varmak tek başına değişimi getirir mi? Maalesef hayır. Sadece “Ben çocukken çok eleştirildiğim için bugün mükemmeliyetçiyim” demek, entelektüel bir içgörü sağlar ama kökleşmiş karakter yapılarını değiştirmeye yetmez. Değişim, o zırhın altındaki incinmiş duygusal öze dokunabildiğimizde, yani bilinçdışının kapılarını araladığımızda başlar. İşte bu noktada psikodinamik psikoterapinin o derin ve zamana yayılan gücü devreye girer.

Psikodinamik terapi, güncel hayatınızda yaşadığınız tıkanıklıkların, çocuklukta içselleştirdiğiniz “nesne ilişkileriyle” (anne, baba veya bakım verenlerle kurulan ilk bağlar) nasıl bir paralellik kurduğunu anlamamızı sağlar. Terapist ve danışan, seans odasında güvenli bir bağ kurar. Bu bağ o kadar güçlüdür ki, danışan dış dünyadaki tüm ilişkisel kısırdöngülerini, öfkelerini, kaçışlarını ve savunmalarını zamanla terapistine karşı da göstermeye başlar. Biz buna klinik dilde “aktarım” diyoruz.

Örneğin; hayatı boyunca otorite figürleriyle sorun yaşayan veya partnerinin en ufak bir sessizliğinde cezalandırılacağını düşünüp öfkelenen bir danışan, seans odasında terapistin ufak bir sessizliğinde de aynı korkuyu ve öfkeyi hisseder. İşte tam o anda, geçmişte kronikleşen o kısırdöngü tam olarak seans odasında, canlı olarak masadadır. Terapistin buradaki rolü, danışanı yargılamak veya cezalandırmak değil; ona geçmişteki ebeveynlerinden farklı, güvenli ve “onarıcı bir duygusal deneyim” sunmaktır. Danışan, o odada öfkelense de, kırılsa da ilişkinin kopmadığını, terapistin orada güvenle kalmaya devam ettiğini gördükçe içsel dünyasındaki o katı kalıplar esnemeye başlar. Bilinçdışındaki o eski, korkutucu senaryolar yıkılır ve yerini güncel, sağlıklı yetişkin algısına bırakır.

Kişilik Tamamen Yok Olmaz, Özgürleşir

Sorunun özüne dönecek olursak: Kişilik değişir mi? Evet, değişir ama bu değişim kendinizi tamamen silip hafızanızı kaybetmiş gibi bambaşka bir insan olmak demek değildir. Doğası gereği içedönük, sakin mizaçlı bir insanın terapiden sonra partilerin aranan, aşırı dışadönük ve yırtıcı birine dönüşmesini beklemek gerçekçi değildir. Değişim, mizacın tamamen yok olması değil; bizi sabote eden otomatik, bilinçdışı tepkilerin, yerini bilinçli ve esnek seçimlere bırakmasıdır.

Kişilik değişimi; her şeyi kontrol etmek zorunda hissettiğiniz o kaygılı anlarda durup, içinizdeki o korkmuş çocuğu fark edebilmek ve “Şu an çocukluğumdaki o çaresiz evde değilim, yetişkinim, kendi kararlarımı alabilirim ve güvendeyim” diyebilme becerisidir. Haklı olmak için partnerinizle yıkıcı bir savaşa girmek yerine, o eski savunma zırhınızı yavaşça indirip “Şu an araya mesafe girdiğinde çocukluğumdaki gibi yalnız kalmaktan korkuyorum ve kırılıyorum” diyebilme olgunluğunu gösterebilmektir.

Eğer siz de hayatınızda sürekli aynı döngülerin içinde döndüğünüzü, hep benzer insanları hayatınıza çekip benzer şekillerde incindiğinizi fark ediyorsanız; kendinizi “Benim yapım böyle” diyerek bir ömür boyu o ağır zırhın içine mahkum etmeyin. Ruhsal yapı katı bir taş değil, esnek bir organizmadır. Derinlikli bir psikodinamik terapi rehberliğinde geçmişin kökleşmiş gölgelerinden sıyrılmak ve kendi gerçeğinize dönüşmek her zaman mümkündür. Unutmayın, terapi bir başkası olma çabası değil; kendinizi korumak için giydiğiniz o eski ve yorucu zırhları seans odasında güvenle bırakıp, kendi özünüzle yeniden tanışma ve özgürleşme yolculuğudur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir